30 Ağustos 2015 Pazar

Anne Olsam // Çocuklara Eğitim Alternatifi



Dün okulsuz eğitim anneleriyle epey verimli geçen bir İSTANBUL BULUŞMAMIZ vardı.

Artık iyice tanımaya başladık birbirimizi, yüzlerini yeni gördüklerimiz olsa da, yıllardır birbirimizi tanıyormuşçasına çok çabuk kaynaşıveriyoruz çok şükür. Bunda gruptaki samimiyetin etkisi çok büyük elbet.

Buluşma daha çok İstanbul'da dönemlik okulsuz eğitim programı belirlemek içindi. Buluşma öncesi, buluşmada tartışabilmek amacıyla "Alternatif Eğitim: Hayatımızın Okulsuzlaştırılması" kitabından üç makale okuyup gittik.

İşte o makaleleri okurken yine eğitim ve okulsuzlukla ilgili dayanılmaz hislere kapıldım, yine sarsıldım ve ne yapabilirizi bulmaya çalıştım, yine gece uyuyamadım, istem dışı da olsa çocukları "eğitim" adı altında nelere nelere zorlayabildiğimizi düşündüm.

Çocukların birer birey olduğunu kabullenemeden, onların kendi hayatları konusunda karar verme haklarını acımasızca çiğnediğimizi düşündüm.

"Çocuğa Rağmen, Çocuk İçin!" sloganını belki dillendirmesek de, hayatlarımızı ne kadar bu düsturla yaşadığımızı düşündüm.

Çocuğa karşı tutumumuzun ne kadar Jakobence olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim, toplumun genel tavrının da bundan daha farklı olmadığı sonucuna tekrar vararak.

"Eğitimciler bunu (eğitimi) eğitilenlerin rızası olmadan yaparlar çünkü bunun onların iyiliği için olduğunu düşünürler. Başka bir deyişle eğitim öğrenmenin zora ve tacize dayanan bir biçimidir; diğer yandan eğer o kişi bunu istemezse, ona bir şey öğretmenin imkanı da yoktur. Bu yüzdendir ki eğitim hiçbir işe yaramamaktadır, hiçbir zamanda işe yaramamıştır. İnsanlar daima bir şeyler öğrenmektedirler, ancak 'eğitim' bu sürece yapılan yıkıcı bir müdahale olmaktan öteye gidememiştir." (sf.105)

İşte beni benden alan cümleler bunlar. Öğrenme hayatımızın her alanında var zaten. Yaşadığımız süre boyunca hiç bitmeyen bir süreç öğrenme. Çocuk da ilgisi olduğu zaman, merak ettiği zaman, hiç olmadı ihtiyacı olduğunda öğrenmeyi gerçekleştirecek en nihayetinde.

1. Neden bu süreci hızlandırmaya, çocuğa daha fazla bilgi yüklemeye çalışıyoruz?
2. Ona gerekli ve ihtiyacı olan bilgiyi verdiğimizi nasıl anlıyoruz, nasıl emin olabiliyoruz?
3. Bilgi nedir?
4. "Doğru bilgi" var mıdır?
5. Her konuda "tek doğru" olmak zorunda mı?
6. Eğitimin "doğru" olduğuna kim/kimler karar veriyor? Yasa koyucular mı? Yorumcular mı? Bizler mi? Kimiz biz? Kimiz ki?..

Bu soruları çoğaltabiliriz.

Reggio Emilia felsefesi bu sorulara cevap verme noktasında yüreğime su serpiyor. Çünkü Reggio Emilia pedagojisi çocukların kendi bilgilerini kendilerinin yapılandırdığı gerçekliğine dayanıyor. Reggio'da bunu çocuklar Reggio Projeleriyle yapıyorlar; kendi meraklarını, uygulama yoluyla kendileri keşfettikleri bilgilerle gideriyorlar. Hipotezler kuruyorlar ve deneyerek öğreniyorlar. Tüm proje süreci boyunca, oyun oynarken bilimsel, sosyal, kültürel ve sanatsal ürünler ortaya çıkarıyorlar. Bilgi, değer, sorunlara çözüm vs. üretmeyi öğreniyorlar. Yani hem öğrenmeyi hem de üretmeyi öğreniyorlar.

Ve Reggio Emilia yaklaşımında bunların hepsini, çocuklara bir şey öğretme kaygısı olmadan, "Müfredatsız" gerçekleştiriyorlar, çocukların ilgisiyle gelişen ve değişebilen bir programla.

Tam bu aşamada "evokulu" ve "okulsuz eğitim" felsefelerini ayırma ihtiyacı hissettim o gün.

Evokulunda çocuklar okulda öğrenecekleri bilgiyi kendi evlerinde rahat bir ortamda, yine zorlama olmadan ancak belli bir müfredat takip edilerek, zevkle ebeveynlerinden öğrenebilirken,

Okulsuzda çocuklar müfredatsız, "öğrenme kaygısı" olmadan, kendi merak ve ihtiyaçları doğrultusunda bilgilerini kendileri yapılandırmayı, yani aslında öğrenebilmeyi öğreniyorlar. Tıpkı Reggio'da olduğu gibi, yalnızca okula gitmeden.
Reggio'da aile işbirliğiyle, öğretmenler rehberliğinde projelerle eğitim süreci devam ediyor ancak okulsuzda konu direkt ailenin ellerinde, çocuğun araştırıp keşfetmesinde çocuğa Reggio öğretmenleri yerine aile destek oluyor.
Reggio'da da okulsuzda da geziler çocukların hayatı yaşayarak ve sosyalleşerek öğrenmesi için müthiş ve vazgeçilemez bir yol. (Bu konuyu yazının devamında açacağım.)

Ev okulunda da okulsuzda da çocuk okulda 4 duvar arasında o anda dikte edilen bilgiyi almak ve "her gün aynı insanları görerek sosyalleşmek" zorunda kalmadığı için iki türlü eğitim de şimdiki okuldan çok daha iyi.

Ben anne olsam benim tercihim, çocukların hazır bilgi alamadıkları için öğrenmeyi öğrenebilecekleri ve Reggio Projeleriyle üretme keyfini de yaşayabilecekleri, gezilerle sosyalleşebilecekleri bir Okulsuz Eğitim yapmak olurdu.
Anneler de öncelikle kendilerine ve çocuklarına uygun felsefeye ve yönteme karar vererek okulsuzluğa devam etmeliler.

Tüm bunları düşünürken, şimdiye kadarki tecrübelerimden de yola çıkarak eğitime dair, "Neden Okulsuz? Neden Reggio?" sorusuna da cevap niteliğinde iki iddia geliştirdim;

1. İddiam:

Öncelikle çocuklarla (akşamları) okuduğunuz kitapları düşünmenizi istiyorum. Bazı kitapları çocuklarınızın daha sık okuttuğunu fark etmişsinizdir. Buna rağmen çocuklarınızın o hikayeyi tam olarak anladığını söyleyebilir misiniz? Buna nasıl emin olabiliriz?
Hikayede geçen bir kavramın anlamını sorduğunuzda çocuğunuzdan "Bilmiyorum" cevabı almanız çok olası iken, hatta genişletelim, aynı dili konuşan iki yetişkinin bile konuştuklarını tam olarak birbirlerinin aynı anlama olasılıkları sıfır iken ve ben nasıl anlaştığımızı yıllardır merak edip şaşkınlıkla üniversite hocalarıma da sormuş bir insan olarak...

Çocukların söylediklerimizi tam olarak anladıklarını düşünmüyorum. Çünkü zaten kelime hazneleri henüz çok düşük. Yani dikte yoluyla ne vermeye çalışırsak çalışalım, çocuklar yalnızca o andaki kendi kapasitesine göre alacak, ilgi ve merakı olsa dahi!

Bu nedenle de tatmin olmazlar verilen bilgiden! Ve bilgi vermemeliyiz!

Çocukların söylediklerimizi anladığını düşünelim şimdi bir de. Sonuç fark edecek mi bir bakalım.
Hayır, fikrim yine değişmedi, çocuklar anlasalar da verdiğimiz bilgiden tatmin olmayacaktır. Çünkü sorgulama ihtiyaçları var. Çatışmacı çocuk açıkça kendi fikrini söylerken daha uyumlu olan sessizce direnecektir içinden ve bazen cevap alsalar da aynı soruyu tekrar tekrar sormaya devam edeceklerdir. Neden soruyor olabilirler? Çeşitli nedenle cevaptan, yani verdiğimiz bilgiden tatmin olmadıkları için.

Yani bilgi vermek istesek çocuklara;
- Anlamama ihtimalleri var.
- Bizim doğrumuzu kabul etmeme ihtimalleri var.

Bence tek doğru olmadığından, kabul etmek zorunda da değiller. Neden kabul etsinler ki? Biz onlardan yaşça daha büyük ve güçlüyüz diye mi?..

Peki ne yapabiliriz çocuklar bizden bir konu hakkında bilgi istediklerinde? 

Elbette ki konu uygulanabilecekse kendisinin deneyimleyerek öğrenmesini sağlayabiliriz ve sorusuna soruyla cevap verebiliriz.

Her durumda öğrenme -zarar verecek bir şey olmadığı sürece- bilgi verilmeden devam etmeli, vereceğimiz cevaplar ise şunlar olabilir;

- Sence? Sence ne olabilir? Sence neden? Sence nasıl?

Ne zaman ki kendisine fırsat verilir;
* Kendi bilgisini yapılandırdığı için tatmin duygusu da beraberinde gelir.
* Kendi cevabının da önemli olduğunu gördüğü için hipotez ve bilgi üretmeye hevesli olabilir.
* Dinlenildiğini gördüğü için öz güveni yükselir ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilir.


Bilgisi yok ve bilgiye ulaşmak istiyorsa ne yapabiliriz?

- Bilgiyi edinmende sana nasıl yardımcı olabilirim? Neye ihtiyacın var?

- Bir kitaba mı ihtiyacın var? Nasıl bir kitaba?
- Kim bilebilir? Neleri bilmesini istiyorsun?
- Nerede olabilir bilgi? O insanı nerede bulabiliriz?
- Beraber araştıralım mı? (yukarıdaki soruları da araştırabiliriz)


Bilgiyi kesinlikle vermeme konusu öyle bir şey ki,
Bir fikri var ve bu da size göre doğru dahi ise, "Doğru aynen öyle" demek yerine aklını karıştırmaktan bahsediyorum, Reggio'da olan bir örnekle açıklayayım;

4-5 yaş arası iki çocuk önlerindeki cevizleri eşit bir şekilde ikiye bölmek ister. Bunun için sınıflarında bulunan teraziyi kullanırlar. Terazi ne zaman dengelenir, çocuklar mutlu ve gururlu bir şekilde öğretmenlerine,
- Biz cevizleri eşit olarak ikiye böldük :)
Öğretmen ne der dersiniz?
- Hmm, peki sayı olarak da iki taraf eşit mi?

Çocuklar bu cevabı beklemiyorlardır ve önce şaşırırlar, hatta moralleri bozulur. Sonra tek tek cevizleri saymaya koyulurlar.

"Cevizleri ikiye bölmenin kaç farklı yolu olabilir ki?" diye düşünür müyüz günlük hayatımızda?

İşte düşünmeli, düşündürmeli, çünkü "tek doğru" yok...


Bu yazı çok şanslı ki, tam da yazının burasını yazarken "Öğrenmek için Özgürlük" (Free to Learn) kitabının yazarı psikolog Peter Gray'in geçtiğimiz ayki yazısının giriş kısmını okudum,

"Erken Akademik Eğitim Entelektüel Gelişimi Nasıl Geriletir?"

Gray bir önceki yazısında, araştırmalara göre erken akademik eğitimin ne kadar zararlı olduğunu yazdığından bahsetmiş. Bu yazıda ise gerekçelerini açıklıyor. Diyor ki;

Akademik beceriler, yani alfabeyi öğrenme, okuma-yazma, toplama-çıkarma-çarpma-bölme vs. (bizim müfredata göre çocukların ilk 4 yılda öğrendiği bilgiler yani) çocukları ispat, ezber ve tekrar yaparak bulunması gereken tek doğru sonucu bulmaya yöneltiyor.
Entelektüel beceriler ise, tam aksine, dünyayı anlamlandırabilmek için çocukları sorgulamaya, hipotezler üretmeye, araştırmaya, keşfetmeye motive ediyor.

"Her çocuk, doğal olarak entelektüeldir, meraklıdır ve anlam yapılandıracak kapasitede doğmuştur. Sürekli olarak fiziksel ve sosyal çevresini anlamaya çalışır. Her çocuk bu yeteneğini kendine göre gözlem yaparak, keşfederek, oynayarak ve sorgulayarak geliştirir. Çocuklara bu becerileri öğretmek başarısız olur çünkü her çocuk bunları kendi deneyimleriyle geliştirmeli. Ancak yetişkinler bu gelişimi kendi oluşturdukları çevre ile etkilerler. Okuryazar ve sayılarla dolu bir dünyada örneğin, kendilerine kitap okunan ve kendileri kitap okuyan yetişkinleri gören, numaralarla oyunlar oynayan, ölçmenin neden yapıldığını görerek kavrayan çocuklar, okumanın ve sayıları kullanmanın temel anlam ve nedenlerini kendileri öğreneceklerdir." (Bilgiyi kendileri yapılandırarak)

Yazının devamında çocuklara akademik bilgiyi vermenin zaman kaybı ve çoğunlukla da zararlı olduğunu, entelektüel açıdan gelişimini tamamlamamış ve neden o bilginin önemli olduğunu da sorgulamadan almak durumunda kalan çocukların akademik bilgiyi de özümseyemeyeceğini, bilginin sığ kalacağını söylüyor Gray. Ve herhangi bir arada, yaz tatili diyor mesela, akademik becerinin de hemen unutulacağını iddia ediyor ki haksız da değil. Bu durum her yaştan insan için geçerli aslında. Beyinlerimiz nedenini anladığımız ve anlamlandırdığımız bilgiyi tutmak üzere dizayn edilmiş diyor ve aslında merak edilmeyen ve ihtiyaç olmayan bilgiyi edinmemizin neden imkansız olduğunu açıklamış oluyor.

Sonuç olarak, entelektüel açıdan gelişimini tamamlamamış, sorgulamayan ve nedenini anlamaya çalışmayan, merak etmeyen çocuklara akademik bilgi vermek anlamsız ve hatta "zarar verici"!


2. İddiam:

Entelektüel açıdan gelişmiş çocuğa :) akademik bilgi verilecek ise,

İlk 4 yıllık müfredat okuma-yazma ve matematik üzerine kurulu.

Ve iddia ediyorum ki, çocuklar bunları haftada bir bile gitseler pazar-market alışverişlerinde öğrenebilirler. Daha kısa bir sürede üstelik! Ve oyunlarla...

Ve alan ayrımı yapmak zorunda kalmadan; okuma-yazma, matematik ve hatta fizik(yerçekiminden başlayıp..), kimya(bozulmuş meyveler..), biyoloji(tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?) derslerini bile işin içine katabilme imkanı ile birlikte... (Bknz. Reggio projeleri)

- Malzeme listesi hazırlama, belli bir yemek için ;) gurme olacak çocuk
- Gerekli malzemelerin fiyatlarını not alıp evdeki listeye yardımcı olma
- "Kim daha çabuk listemizdeki malzemeleri alıp kasadan geçirecek?" oyunu
- "Listedeki malzemeleri 10 TL'yi geçmeyecek şekilde alma" oyunu
- "Hangisi daha uygun fiyatlı?" oyunu "10 kg. un şu kadarsa 1 kg'su ne kadar?"
- 0,99'lu sayılar da nesi ???
...
Yanındaki insanlardan yardım alması ve sosyalleşmesi de cabası.

O 4 yıl boyunca çocukların yalnızca kendilerine verilen akademik bilgiyi öğrenmek zorunda bırakılmaları büyük haksızlık. Oysa ki Reggio'da da okulsuzda da çocuklar hayatı her an yaşayıp yine her an ve her yerde öğrenme süreçleri devam ettiği için çok daha fazla "kalıcı bilgi" yapılandırabiliyorlar.



Şimdi bir toparlayayım;

Okulsuz Eğitimi nasıl yapabiliriz?

1. Bilgi için Yöntem

En çok sorulan sorulardan biri olmaya başladı. "Nasıl okulsuz yapabilirim?"

Ve hatta; "Evde eğitim verecek vasıflara sahip değilim!?"

İkinci soru çocuğa bilgi vermemiz gerektiği düşünüldüğü için soruluyor sanırım. Oysa ki,

Bence çocuğun öğrenmeyi öğrenmesi yeterli. Gerisini kendisi getirecektir. Okulsuzda da Reggio'da da bilgi vermediğimizde, kendi merakları ve bilgiye erişme istekleriyle keşfettiklerinde çocuklar öğrenmeyi öğreniyorlar zaten.

Okulsuz için bir yöntem belirlemek gerektiğini düşünmemekle beraber çocuğum olsaydı ben Reggio Projelerini yöntem olarak alırdım çocuğun ilgi alanlarının ortaya çıkması ve kendini entelektüel ve akademik olarak daha iyi geliştirmesine destek olabilmek için. Annelere de bu nedenle tanıttım Reggio'yu ve anlattım Reggio projelerini nasıl yapabileceklerini. Bu yazı da Reggio ilhamlıdır.

* Çocuk odaklı ve çocuk yapılandırmacı, müfredatsız öğrenme
* Çocukla beraber, onun ilgi alanı ve merakıyla planlar, araştırmalar ve projeler
* Dokümantasyon, bilginin açıkça ebeveynlerce görülmesi, öğrenme sürecinde projelere ve araştırmalara katkı sağlaması ve çocuğun ürettiklerine değer verildiğini görmesi için önemli.

Bence çocuğa destek olurken yapılacak 3 temel şey var;
- Bilgi vermeden, merakını kışkırtarak onu bilgiyi aramaya yönlendirmek.
- Bilgiyi bulması için ona ortam hazırlayarak destek olmak.
- Sosyalleşmesi ve farklılıkları da tanıyıp öğrenmesi için yakın-uzak, sıcak-soğuk demeden, şehir içi-şehirler arası gezmek.

"Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?" Okulsuz çocuklar ikisini de yapacağına göre en çok onlar mı bilir? :)

2. Sosyalleşme için Geziler:

- Kütüphaneler, okulsuzlar için en önemli yerler, kitaplar okulsuz çocukların en önemli arkadaşları belki de.

- Müzeler, sanatsal ve estetik bakışlarını geliştirebilir, sanata ilgilerini artırabilirler. Bu neden mi önemli? Kalem tutmadan çizme ve yazma yeteneğini geliştirmeye, görsel arka plan isteyen mesleklere giriş niteliği taşımaya kadar pek çok önemi var.

- Tarihi mekan gezileri, hiçbir bilgi almasalar dahi çocukların kendi tarihi dokularına alışkın olmalarının ve tarihe ilgileri olup da öğrenirken, büyük yapıları görmüş ve içinde bulunmuş olmalarının dahi avantajı olacaktır.

- Tiyatro oyunu izlemeye gidebilir, hatta belki tiyatro kursuna katılabilirler. Oyun, hayatın ta kendisi değil mi? Ve çocuklar da oyun oynayarak öğrenmiyorlar mı?..

- Atölyeler ilgi alanlarına göre seçildiğinde bilgiyi yapılandırabilecekleri iyi yerler olabilirler. Okulsuz eğitim anneleri de birleşerek çocuklar için atölyeler düzenleyebilirler, ki makalede önerildiği üzere bizim anneler de buna niyetliler.

Üniversiteler, akademisyenlerle ve üni. öğrencileriyle tanışıp sohbetler edebilirler, merak ettikleri soruları sorabilirler, projelerine göre derslere bile girebilirler, destek alabilirler.

- İş yeri gezileri, işi uzmanından ve yerinde öğrenmesi için, kendi ailesinden insanların iş yerlerine gidip nasıl bir işte ve nasıl bir ortamda çalıştıklarını gözlemleyebilirler, çalışma hayatındaki insanlarla empati yapabilirler, çalışmayı öğrenebilirler, projelerine destek alabilirler.

- Fabrikalar, küçük iş yerlerinin yanında daha büyük bir dünya, büyük makineler, hem fiziksel hem sosyal dünyayı anlamak için iyi bir ortam, çünkü bu hızlı dünya, fabrikada o hızlı hareket eden makinelerle ortaya çıktı.

- Doğa çocuğun her alanda merak ettiği bilgiyi tek bir yerde bulabileceği, sayısız oyunlar üretip öğrenme sürecini kendi başına bile yapmak isteyebileceği belki de tek yer. Fabrika maddesi sonrası gelmesi tesadüf değil, fabrika gibi işleyen, hatta belki biraz da soğuk, betonlarla dolu şehirden çıkıp bir ferahlama alanı aynı zamanda doğa.

- Çiftlik bulup gidebilirseniz ne ala!

- Pazar yeri, hani bildiğimiz semt pazarları. Entelektüel ve akademik bilginin mıknatıs gibi gelip çocuğu bulabileceği, doğadan sonraki en geniş laboratuar. Bir de köy pazarıysa, meyve-sebzeleri nasıl ekip biçtiklerini, hasadını yaptıklarını da çocuklara anlatmaya isteklilerse kenara geçip sohbetlerini dinlemek nasıl güzel olur.

- Sokak kültürü olan bir ülkeyiz, büyük şehirlerde gittikçe sokağa çıkmak zor olsa da, hiçbir yere gidilmese bile sokağa çıkılabilir. Sokak oyunları oynarken hem sosyal hem akademik açıdan ne kadar geliştiğimizi bir hatırlasak, aşağı inip çocuklarla beraber oyunlar oynamaya tekrar başlayabiliriz. :)

- Aile gezmeleri diyeceğim ama okulsuzu kabul etmeyen Türkiye için ne kadar doğru olur bilemiyorum şu anda.

Küçük yerde oturan bir anne yazının yayımlanmasından sonra yukarıdakilerin çoğuna gidemeyeceğini söyleyerek üzüntüsünü belirtti. Büyükşehirde yaşadığım için ona göre bir liste çıkarmışım, onun için de biraz düşündüm ve aşağıdaki fikirleri de buraya eklemek istedim. Küçük yerlerin şartlarını fazla bilmediğim için gezilecek yerlere siz de destek olabilirsiniz.

- Kamp gezileri, aileyle beraber doğa içinde birkaç gün, hayatımız boyunca işimize yarayacak bilgileri yapılandırma/öğrenme için müthiş bir deneyim olacaktır.

- İmece grupları, benim aklıma ilk olarak kışlık domates, hamur, tarhana, turşu gibi yiyecekleri hazırlarken birbirine yardımcı olan gruplar geliyor, çocukların hayat bilgisini yapılandırabileceği, aynı zamanda grubun bilgi ve tecrübesinden de yararlanabileceği harika bir ortam.

- Köyler hem gezmeye, hem de mümkünse kalmaya ihtiyacımız olan yerler aslında, Anadolu insanını tanımak ve doyumsuzluğumuzun farkına varmak için en çok da. Soframıza gelen besinlerin ne şartlarda ve nasıl üretildiğini, üretici köylünün nasıl zorluklar çektiğini ve o hayatın ne kadar değerli olduğunu görmeli ve/veya hatırlamalıyız.

Bir de proje konusu çıktı bu düşüncelerden, sütün kimyasının değişerek nelere dönüşebileceğini bir Reggio projesiyle işlemek mümkün. Nasıl mı?
Sütün nasıl oluştuğuyla ve kaynağının nereden geldiğini görerek başlayabilir çocuklar, sağılan sütü izleyip hatta belki sütü sağıp bir hafta yoğurt, bir hafta peynir, bir hafta sütlaç yaparak kimya derslerini ve yaşının dolmasını beklemeden kimyaya giriş yapabilirsiniz. "Bu süt nasıl bu kadar değişik şeylere dönüşebiliyor?"


3. Yabancı dil için turistlerin bol olduğu yerlere (Sultanahmet'e) gidip turistlerle konuşmasını sağlayabiliriz. Üstelik turistlere yardımcı olmak yardımseverlik başta olmak üzere farklı duygular geliştirmesine yardımcı olabilir.


Not: Görsel Zeytinburnu Belediyesi sitesinden alınmış olup Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesine aittir.

5 yorum:

  1. Hocam vallahi ağlayacağım. Şevkimi arttırıyorsunuz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnşallah :) annelerin şevki artsın ki çocuklar iyi yetişebilsin bu kötü dünyada. Hep dediğim gibi, dünyayı anneler değiştirecek..

      Sil
  2. Dün ve bugün yaşadığımIZ GAYR-I İHTİYÂRÎ "okul" maceramızın üzerine yorgunluk kahvesi gibi geldi âdetâ :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Okulsuz fikrinin dahi dinlendiren bir etkisi olduğunu ben de düşünüyorum :) "life in peace"

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...