22 Kasım 2015 Pazar

ÖNCÜ EĞİTİMCİLER DERNEĞİ ÖĞRETMENİM SEMPOZYUMU BİLDİRİ METNİM - Reggio Emilia Alternatif Eğitim Yaklaşımı



OKUL içinde OKULSUZLUK: Reggio Emilia Alternatif Eğitim Yaklaşımı

Merve ÖZKAYA

Reggio Emilia Yaklaşımı Eğitmeni & Danışmanı

Anahtar Kelimeler: Alternatif Eğitim, Eğitim Felsefesi, Reggio Emilia Yaklaşımı, Okul Öncesi Eğitim, İlkokul Eğitimi

            Erken çocukluk döneminin bireyin geri kalan hayatı için ne kadar önemli bir dönem olduğunu biliyoruz. Son dönemde yapılan araştırmalara göre ise erken çocukluk döneminde verilen akademik bilginin çocuğa zarar verdiği ileri sürülmektedir. Artık günümüzde bu alanda başarılı olan ülkelerin eğitim sistemine baktığımızda erken çocukluk dönem eğitiminde ezberler yerine entelektüel becerileri geliştirmeye çalıştıklarını görüyoruz. Çocuklar oyunları içinde, projeler yaparken, yaşıtları ya da kendilerinden büyük insanlarla iletişime girdiklerinde kendi bilgilerini yapılandırıp öğrenmeyi başlatabiliyorlar. Reggio Emilia da yapılandırmacı öğrenmeyi ve entelektüel becerileri geliştirmeyi benimseyen eğitim yaklaşımlarından biri olarak karşımıza çıkıyor.



REGGIO EMILIA YAKLAŞIMI ARKA PLANI

·         Tarihi Arka Plan
Reggio Emilia Yaklaşımı II. Dünya Savaşı’ndan sonra faşist rejimin yıkılmasıyla birlikte İtalya’da küçük fakir bir kasabada ailelerin ve eğitimci gönüllülerin “Her çocuk değerlidir, güçlüdür ve pek çok şeyi yapabilme kapasitesine sahiptir.” tezleriyle ortaya çıkmıştır. Yaklaşım pedagog Loris Malaguzzi’nin liderliğinde birçok öğretmenin çalışmalarıyla, çocuk odaklı ve çocuk yapılandırmacı bir öğrenme felsefesi olarak geliştirilmiştir.  Eğitimin çocuğun yeteneklerini ortaya çıkarıp özgürleştirmesi ve gelişimini her alanda desteklemesi için bir pedagoji oluşturan bu yaklaşım 1950’lerden bu yana Reggio Emilia kasabasında belediye desteğiyle uygulanmaktadır.

·         Kültürel Arka Plan

Reggio Emilia Alt Kültürü
Reggio Emilia halkı, endüstrileşmenin geliştiği bir bölge olarak savaş sonrası kalkınmak için kadın-erkek çalışmak durumunda kalmıştır. Kasabadaki küçük çocukların eğitiminin gelişmesi gerektiğini, kendi çocuklarının da zenginlerin çocukları kadar kapasite sahibi olduğunu bilen halk el birliğiyle anaokulları kurmuşlardır. Küçük çocuğu olsun olmasın herkes elindeki imkanları ortaya koyarak okulların kurulmasında destek olmuş, kolektif kültürün gelişmesini sağlamışlardır.
Kolektif kültürün yalnızca okul kurulurken değil, daha sonrasında da Reggio Emilia’nın hala çocukların eğitimini üstlenen bir toplum olarak karşımıza çıkmasında katkısı büyüktür.

Günümüzde Reggio Emilia kasabası çocuk dostu olmasıyla bilinir. Toplum çocukların eğitiminde kendini sorumlu tutar ve onların da iyi birer yurttaş olmaları için çocukların eğitimine sosyal etkileşim alanında da destek olurlar.


ReggioNarra (“Reggio Anlatıyor”)
Reggio Emilia’da tüm kasabanın sokaklarında, meydanlarında, dar-geniş demeden her alanda küçükten büyüğe kasaba halkının katıldığı, her yıl düzenlenen bir festival vardır; “Reggio Narra”, yani “Reggio Anlatıyor”. 2006’dan beri düzenlenen bu festival hikayelerin anlatıldığı, fikirlerin ve yaratıcı düşüncelerin paylaşıldığı adeta bir eğitim ve sözlü kültür şöleni gibidir. Bizim de çok eskilerden gelen, eğitim sistemimizi de çok etkileyen ve öğrenmemizde en temel alan olarak kullandığımız güçlü bir sözlü kültürümüzün olduğunu düşünürsek, Reggio Emilia’nın bu festivalinin de bize ilham olması çok olasıdır.

Ebeveyn katılımlı okul (Parent-run school)
Reggio Emilia okullarında ebeveynler okulun kurulmasında sağladıkları katkıya eğitim sürecinde de devam ederler. Anne-babalar aslında eğitimin tam olarak içindedir. Okullara istedikleri zaman girip istediklerinde çocuklarını gözlemleyebilir, onlara eşlik edebilir ya da kendi bilgi ve yeteneklerini okulun piazza’sında onlarla paylaşabilir.

Okulun fiziki şartları ebeveynin eğitime katılmasına müsaittir. Camdan duvarlar, sınıfları gören pencereler, her türlü paylaşımın yapıldığı ve kasabanın meydanlarından esinlenerek okula taşınan piazza, özgürce hareket edebilen çocukların olduğu okul anne-babaların katılımı için uygun ortamı oluşturur. Ancak anne-babaların kendi çocuklarıyla evde konuşmaları, okulda yapılacak paylaşım üzerine sohbet edilmesi gibi ön çalışmaların da yapılması gerekebilir. Çünkü eğitim evde başlar, evde, toplum içinde ve okulda gelişir.

·         Kuramsal Arka Plan
Loris Malaguzzi liderliğinde geliştirilen pedagojik yaklaşım John Dewey, Jean Piaget, Levi Vygotsky, Howard Gardner, Jerome Bruner gibi isimlerin kuram ve düşüncelerinden etkilenmektedir.



REGGIO EMILIA’DA KATILIMCILARIN ÖNEMİ

* Çocuk
Reggio Emilia’da çocuk bir başkahraman olarak görülür ve kendi bilgisini kendisinin yapılandırdığı kabul edilir. Çocuk meraklıdır, sosyaldir, çok çeşitli dillerle iletişime geçebilir (bknz. “Çocuğun 100 Dili”) ve öğrenmeye, bilgisini yapılandırmaya her an açıktır. Çocuklar bu eğitim felsefesine göre kendi meraklarını takip ederek daha fazla derinlemesine araştırma yapar, dener, üretir ve böylece çok daha kalıcı bilgiler edinirler, tüm bunları Reggio Emilia projeleri içinde sürdürürler. Reggio Emilia projeleri çocukların hayatı her yönüyle tam da hayatın içinde yaşayarak öğrendikleri projelerdir.


* Aile
Aile ve hatta toplum bütün olarak çocuğun eğitiminde sorumludur ve her zaman çocuklar ve öğretmenlerle iş birliği içindedir. Çocuğun kesintisiz devam eden öğrenme sürecinde sosyal çevresindeki ilişkilerinden ve günlük yaşantısından oldukça fazla bilgi edindiği kabul edilir.

* Okul (Öğretmenden aşçıya)
Reggio Emilia’da çocuk, toplumdaki herkesten bilgi edinebildiği gibi okuldaki herkesten öğrenebilir. Projesine göre atölye öğretmeni atelierista ile çalışabilir, yemekle ilgili ilerleyen projelerde mutfakta aşçıyla çalışabilir örneğin. Tüm okul kadrosu okul pedagogu pedagogista ile çalışır.

Okulda öğretmenler çocuğa bilgi dikte eden rolünde değildir, hatta aksine “çocukla beraber öğrenen” ve araştıran rolünde olup bunun bilincindedir ve öğrenme sürecinde çocuğun bir arkadaşıdır, onun bilgiye ulaşmasını sağlamak için ona rehberlik yapar, yol gösterir, uygun çevreyi hazırlar, çocuğu dinler, gözlemlerini dokümante ederek çocuğun ilgisine göre projeler başlaması için çocuğu provoke eder, yani onun merakını daha da kışkırtıp aklını karıştırır ve sorgulamasını sağlar.

* Çevre (3. Öğretmen)
Reggio Emilia sosyal ve fiziksel çevrenin vazgeçilmez ve kaçınılmaz olarak üçüncü öğretmen olduğu bir eğitim felsefesidir. Öğretmenler çocuğun merakını kışkırtmak için uygun sosyal ve fiziksel çevreyi hazırlar. Örneğin gerekli materyallerle masa hazırlayabilir, konuyla ilgili bir bilirkişiyi sınıfa davet edebilir ve çocukların onunla sohbet etmesini sağlayabilir veya gidip görülmesi, yerinde incelenmesi gereken yerlere geziler düzenleyebilir.



REGGIO EMILIA FELSEFESİNİN TEMEL ETMENLERİ

Merak, Sorgulama, Soru sorma, Araştırma, Dinleme, Heyecanla Keşfetme, Öğrenmeyi Öğrenme, Hayal Gücü, Yaratıcılık, Üretkenlik, “Çocuğun 100 Dili”, Oyun, İlişkiler, Toplum & Kültür, Empati

Reggio Emilia felsefesinde okul öncesi çağdaki çocuğun ilk olarak entelektüel gelişimi ön plandadır. Çocuk öncelikli olarak oyunlarının içinde merakının peşinden gitmesi, araştırması, soru sorması, sorgulaması, hipotezler üretip onları denemesi, keşfetmesi ve bilgiyi yapılandırması için teşvik edilir. Akademik bilgi, entelektüel becerileri kazanan çocuğun kendi merakıyla doğal olarak edinebileceği bir hal alır. Çünkü çocuk artık öğrenmeyi öğrenmiştir. Çocuğun ne öğrendiği ise onun 100 dili ile ortaya çıkarılır. “Çocuğun 100 Dili” Malaguzzi’nin çocukların etkileşime geçtiği, öğrenirken ve anlatırken kullandığı dillerdir. Örneğin; resim, kil, müzik, yemek, hareket, drama gibi.


Reggio Emilia pedagojisinde olduğu gibi okulsuz eğitimde de akademik bilgi entelektüel ve sosyal becerilerden sonra gelir. Okulsuz eğitimi savunan psikolog Peter Gray, son yapılan araştırmaların, erken yaştaki akademik öğrenmenin çocuklarda entelektüel gelişimi gerilettiğini ortaya çıkardığını, akademik bilginin çocukları ispat, ezber ve tekrar yapmak zorunda bırakarak bulunması gereken tek doğru sonucu bulmaya yönelttiğini; entelektüel bilginin ise  tam aksine, dünyayı anlamlandırabilmek için çocukları sorgulamaya, hipotezler üretmeye, araştırmaya, keşfetmeye motive ettiğini ileri sürmektedir.


Bilginin artık her an el altında olduğu günümüzde çocukların “öğrenmeyi öğrenme” ve hayal, fikir, değer, ürün, sorunlara çözüm, bilgi üretmeleri için onlara entelektüel, duygusal ve sosyal beceriler kazandırmak gereklidir. Empati ise çocuğun kendisine ve çevresine karşı saygılı olması için gereken en önemli duygulardan biridir.

Bir sistem olmayan Reggio Emilia Yaklaşımı felsefe olması sebebiyle günümüz dünyası teknolojilerine ve kültürümüze uyarlanarak geliştirilebilmektedir. Her kültür kendi değerleri ve etmenlerine göre Reggio Emilia’yı, temel etmenlerine zarar vermeden, geliştirip dönüştürerek uygulamaktadır.


REGGIO EMILIA’YA GÖRE ÖĞRENME SÜRECİ

·         Çocuk Yapılandırmacı Öğrenme
Çocuğu merkeze alan ve ona öğrenebileceği konusunda son derece güvenen ve inanan Reggio Emilia yaklaşımı çocuğun kendi bilgisini kendisinin yapılandırabileceğini savunur. Çocuk yalnızca hazır olduğunda, yani meraklandığında ya da ihtiyacı olduğunda öğrenmek istediği bilgiyi edinebilir. Bunun için de çocuğa öğretmek için bilgiyi ona dikte etmek yerine onun meraklanmasını ya da ihtiyaç duymasını sağlamak yeterlidir. Çocuk öğrenmeyi bildiğinden istediği zaman öğrenme sürecini kendi zihninde başlatabilir. Böyle bir öğrenme çocuğun dünyasında çok daha anlam içerdiğinden daha kalıcı olacaktır.

·         Gelişen Müfredat (Emergent Curriculum)
Yılın başında belli bir konular silsilesi belirleyerek çocuğa dikte edilmesi düşünülmeyen Reggio Emilia yaklaşımında çocuğun merakı ve ihtiyacı doğrultusunda çocukla beraber geliştirilen bir program vardır. Anlık ortaya çıkabilen ya da değişebilen bu müfredat her okula ve hatta her sınıfa göre değişir. Aynı konuyu aynı okuldaki ve yaş grubundaki sınıflar farklı zamanlarda ve farklı şekillerde öğrenebilirler.

·         Sonuç değil, Süreç
Reggio Emilia projeleri sonuç odaklı başlayıp ilerlemez. Ve hatta başarı odaklı da değildir. Çünkü süreç boyunca edinilen bilgiler ve kazanımlar daha değerlidir. Başarısız olarak nitelendirebileceğimiz bir sonuç, süreç içinde başarıya götürecek pek çok adımı öğrenmeyi sağlayabilmektedir.



ÖĞRENME ARACI OLARAK “ PROJELENDİRME ”

Yapılandırılmamış projeler çocuğun pek çok konuda derinlemesine araştırma yapmasına olanak sağlamaktadır. Yani odaklanmasına ve pek çok konuda kalıcı bilgi edinmesine yardımcı olur. Çocuk kendi ilgi alanını dikkatini toplayarak ve odaklanarak keşfedebilir. Dikkat eksikliği olduğu söylenen çocuklar için bu ayrıca önemlidir. Öğrenmeyi öğrenen ve hatta bunu seven çocuk sürekli fikir üretebilir. Yaratıcılığı ketlenmediği ve bu özellikle istendiği için çocuk fikir, değer, bilgi, ürün ve sorunlara çözüm üretmeye meyilli olmaktadır. Yapılandırılmamış projelerle hipotezler üretip onların gerçek olup olmadığını deneyebilir.

Yapılandırılmamış Projeler çocuğun merak ettiği pek çok konuda araştırma yapabilmesi ve uygulamaya geçebilmesi için çok daha teşvik edicidir. Sonuç odaklı etkinliklerin istenmemesi bu nedenledir. Yapılandırılmış (sonuç odaklı) projelerde çocuk kendi isteği doğrultusunda fikir üretememekte, sınırlanmakta, fikirlerini uygulayamamaktadır. Hazır bilgi çocuğun heyecanını tetiklemediği gibi kalıcı da olmamaktadır. Öğrenme sürecinde keşfetme heyecanı daha etkili olmaktadır.

Reggio felsefesine göre sonuç odaklı etkinlikler hazırlamaktansa, yapılandırılmamış projelerin ortaya çıkması için çevre hazırlanıp çocuğun merakı provoke edilir. Her türlü bilgiyi çocuğun kendisi sorup araştırıp öğrenmesi ve yapılandırması sağlanır. Çevreyi, yani hem materyalleri hem sosyo-kültürel ortamı rehber olarak öğretmenler düzenler.



Reggio Emilia'da özellikle yapılandırılmamış materyaller kullanılır. Çocuklar çok çeşitli ve birbirinden bağımsız gibi görünen materyalleri bir araya getirince nasıl anlamlı bir bütün oluşturduğunu ve ortaya değerli bir ürün çıkabileceğini açıkça görürler. Çocukların tüketen rolünden sıyrılıp “üreten” rolünde olduğu bu yaklaşımla çocuklar yalnızca bilgi ve ürün değil, değer ve sorunlara çözüm üretmede de aktif rol üstlenebilecekler, arkadaşlarıyla uyum içinde grup çalışmaları yaparak kolektif ruhla projeler üreteceklerdir.
Çocukların bilişsel, duygusal ve sosyal zekalarını geliştirmek amacıyla yaşadıkları çevredeki doğal malzemelerden tehlike arz etmeyen geri dönüşüm materyallerine, yapılandırılmamış ahşap oyuncaklardan kullanabilecekleri ölçüde teknolojik materyallere ve sanat materyallerine, günümüz eğitim ihtiyaçlarına ve proje tabanlı yaklaşıma uygun geniş bir malzeme tercihi olmaktadır. Çocuklar işitsel, görsel ve dokunsal olarak desteklenmektedir.


Dokümantasyon,
-          Çocuğu anlamak, projeleri yürütmek,
-          Çocuğun bilgisini/öğrendiğini ortaya çıkarmak,
-          Ortaya çıkan somut veriyi ebeveynle ve diğer öğretmenlerle paylaşmak,
-          Çocuğa, ona değer verdiğimizi göstermek
için önemlidir.


ATÖLYE RENKLERDEN RENKLERE

Reggio Emilia İlhamlı Atölye - ÖNCÜ EĞİTİMCİLER DERNEĞİ

Öncü Eğitimciler Derneği’nde çatı katında 2015 Mart-Haziran ayları arasında 8-10 yaş arası çocuklarla hafta sonları düzenlediğimiz Reggio Emilia ilhamlı atölye çalışmalarında çocukların meraklarının peşinden gidip sorgulayarak, hipotezler üretip tartışarak, araştırıp kendi çabalarıyla bilgiyi keşfettikleri ve kendi bilgilerini yapılandırdıklarını gözlemledik. Çocukların atölyeleri “eğlenceli” bulduklarını ve “bir şey öğretmediğimizi” söylemeleri, atölyede bir şey öğrenmemelerinden değil, bizim onlara bilgi dikte etmememizden, onların doğrularını bulmalarında rehber olmamız ve onları dinlememizden kaynaklanmaktadır. Bu açıdan atölyeler Reggio Emilia ilhamlı ve “okulsuz” hissinde geçmiştir. Atölyeler boyunca “keşfetme” kavramını kullanmamamıza rağmen çocuklar atölyenin adını “Keşfederek Öğrenme Atölyesi” koydular.

Çocuklar bilim ve sanatı aynı anda kullanarak pek çok ürün ve oyun ürettiler. Örneğin “On Dokuz Parçalı Dürbün” çocuğumuzun ilk etapta bir değirmen yapmak istemesi ancak daha sonra ürününü dürbüne benzetmesiyle ve dürbüne bakıldığında on dokuz parça gösterdiğini keşfetmesiyle ortaya çıktı. Kil ve çizimler çocukların kendilerini iki boyutlu ve üç boyutlu olarak ifade etmelerinde önemli bir yer aldı. Çocukları iletişimlerinde işitsel, görsel ve dokunsal olarak desteklediğimiz atölyemizde bir gün Arkeoloji Müzesi’ne gezi düzenledik. O gezide çocuklarla algı çalışmaları yaptık. Bunlardan biri mekân algısı idi. Çocuklardan, müzenin içinden geçtiğimiz camekanlı bir koridorunu bakarak çizmelerini istedik. Çizim diliyle çocuklar çevrelerini ve kendi kapasitelerini daha iyi görebilirken aynı zamanda dünyaya bakışları ve algı düzeyleri de gelişmektedir. Her bir çocuk farklı bakış açısıyla çizimini tamamladı; örneğin biri bulunduğu yerden bakıp gördüğünü çizerken bir diğeri yukarıdan (kuş bakışı) baktığını farz ederek çizim yaptı.

Müzedeki algı çalışmalarımızın diğeri empati üzerinden gelişti. Çocuklarda engellilik algısı geliştirmek için müzenin bir bölümünü birer engelli vatandaş ve engelli bireye yardım edebilen bir vatandaş olarak gezmelerini sağladık. Bu oyunun öncesinde ve sonrasında oturup engellilik algısı üzerine sohbetler ettik.



Reggio Emilia yaklaşımında geçebilecek sohbetlere ve soru sorma tekniklerine örnek olması için masadaki kuru fasulyeler üzerine çocuklarla aramızda geçen bir diyalog;
(Tırnak içindekiler benim ve Seben'in konuşmaları, diğerleri çocukların)

- Bunlar ne?
"Sizce ne olabilir?"
- Onlar ne ya?
- Bence çakıl taşları...
- Biliyordum da unuttum adını.
- Birazcık fasulyeye benziyor.
- Ben de onu diyecektim şimdi.
- Küçük beyaz taşlara benziyor.
- Bence de fasulyeye benziyor.
- Tohum tohuum...
"Nasıl anladın tohum olduğunu?"
- Taş biraz daha sert olur çünkü.
"Tohum nasıl olur?"
- Yok yok bu fasulye bence. Tohum bu kadar büyük mü olur?
"Tohum ne demek?"
- Bir şeyi ekerken tohum kullanıyoruz.
- Mesela yüksek ağaçların yetişmesi için tohum gereklidir. Tohum olmazsa ağaçlar da olmaz.
- Ağaçlar olmazsa nefes de alamayız.
- Çünkü ağaçlar havayı temizliyor.
- Hayır havayı üretiyor.
- Temizliyor da...

"Şimdi burada iki farklı görüş çıktı, o dedi ki ağaçlar havayı üretiyor, o dedi ki temizliyor. Sizce ağaçlar havayı üretiyor mu, ağaçlar havayı temizliyor mu?"
- Temizliyor, pis havayı içlerine çekiyorlar, onun yerine temiz hava veriyorlar.
"Sizce dünyada hiç ağaç olmasa hala hava olur mu?"
- Olmaz (hepsi)
- Hava kirlenir ve biz de nefes alamayız, ölürüz.
- Hava olmazdı ağaçlar olmasa.
"Hava olur da kirlenir mi yoksa hiç mi olmaz?"
- Olur, çok kirlenince nefes alamayız.
- Hiç olmaz. Uzayda ağaç yok, hava da yok.
"Uzayda hava yok mu?"
- O zaman uzaya niye tüple gidiyorlar ki?
- Tüple mi? Uzayda çünkü değişik hava var. Biz o yüzden tüp alıyoruz, havamız biterse diye.
"Uzayda nasıl hava var? Bizim nasıl havaya ihtiyacımız var?"
- İkisi de değişik.
- Uzayda hava olmadığı için tüp olmadan yaşayamayız.
"Ama X uzayda değişik hava olduğunu söyledi."
- Benim bildiğime göre uzayda hava yok.
- Aynen.
"Peki bunu nasıl anlayabiliriz? Anlayabilir miyiz?"
- Bunu ancak, bilgisayardan falan öğrenebiliriz.
- Anlayabiliriz, hiç ağacın olmadığı bir yerde durmaya çalışalım, ya da nefesimizi tutmaya çalışırsak öğrenebiliriz bence.
- Burada hiç ağaç yok ki şu an?
- Ama camlar açılıyor,
- Ama şu an camlar kapalı.
- Önceden hava geliyor, bina inşa edilirken üstü açık oluyor hep hava giriyor.
- Ama sonra kapanırken hava çıkıyor?
- Evet. Ama camların oralarda, kenarlarda göremediğimiz küçücük su tutmayan delikler var, oradan nefes alabiliyoruz. Onlar olmasa binaların içinde ölebilirdik.
"Peki hiç hava olmayan bir yere bir ağaç tohumu ekersem büyür mü? " ……
Görüldüğü gibi çocukların konuyu alıp farklı yerlere taşımalarını engellemeden onların ilgi ve merakları doğrultusunda sorular sormaya ve fikirlerini dinlemeye devam ettik. Hem çocukların süreç içinde çıkan fikirlerini yakalamış olduk hem de diyalog sonunda sorduğumuz soru ile sohbeti asıl odak noktamız olan “tohum ekme” konusuna getirmiş olduk.



Merve Özkaya, Eğitim Koordinatörü, “Çocuğun 100 Dili” Anaokulu

1989’da İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi’nde İngilizce Sosyoloji okurken eğitim sistemine alternatif arayışları sırasında Reggio Emilia Yaklaşımı ile tanıştı ve Reggio Emilia ilhamlı özel bir anaokulunda Reggio Emilia Eğitmeni olarak çalışmaya başladı. 2014 eylül'den günümüze dek kendisini takip eden annelere Reggio Emilia seminerleri verdi, Reggio Emilia danışmanlığı yaptı, Reggio Emilia ilhamlı atölyeler düzenledi.

Reggio Emilia felsefesini, yaşadığımız kültüre uyarlayabilmek için, nasıl bir kültürden çıktığını gözlemlemek üzere kasım 2014’te Reggio Emilia kasabasına gitti. Aralık ayında Öncü Eğitimciler Derneği’nde Seben Ayşe Dayı ile yetişkinler için Reggio Emilia atölyesi düzenlediler, mart 2015’te başladıkları çocuklar için Reggio Emilia ilhamlı Yaratıcı Düşünme Atölyesi’ni haziran ayında tamamladılar. Öncü Eğitimciler Derneği ile çalışmalarına devam etmektedir.

Yürüttüğü eğitim ve kültür araştırmaları projelerinin ve danışmanlığın yanında, Reggio Emilia alternatif eğitim yaklaşımı ilhamlı özel “Çocuğun 100 Dili” Anaokulu’nda Eğitim Koordinatörü olarak görevini sürdürmektedir.

30 Ağustos 2015 Pazar

Anne Olsam // Çocuklara Eğitim Alternatifi



Dün okulsuz eğitim anneleriyle epey verimli geçen bir İSTANBUL BULUŞMAMIZ vardı.

Artık iyice tanımaya başladık birbirimizi, yüzlerini yeni gördüklerimiz olsa da, yıllardır birbirimizi tanıyormuşçasına çok çabuk kaynaşıveriyoruz çok şükür. Bunda gruptaki samimiyetin etkisi çok büyük elbet.

Buluşma daha çok İstanbul'da dönemlik okulsuz eğitim programı belirlemek içindi. Buluşma öncesi, buluşmada tartışabilmek amacıyla "Alternatif Eğitim: Hayatımızın Okulsuzlaştırılması" kitabından üç makale okuyup gittik.

İşte o makaleleri okurken yine eğitim ve okulsuzlukla ilgili dayanılmaz hislere kapıldım, yine sarsıldım ve ne yapabilirizi bulmaya çalıştım, yine gece uyuyamadım, istem dışı da olsa çocukları "eğitim" adı altında nelere nelere zorlayabildiğimizi düşündüm.

Çocukların birer birey olduğunu kabullenemeden, onların kendi hayatları konusunda karar verme haklarını acımasızca çiğnediğimizi düşündüm.

"Çocuğa Rağmen, Çocuk İçin!" sloganını belki dillendirmesek de, hayatlarımızı ne kadar bu düsturla yaşadığımızı düşündüm.

Çocuğa karşı tutumumuzun ne kadar Jakobence olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştim, toplumun genel tavrının da bundan daha farklı olmadığı sonucuna tekrar vararak.

"Eğitimciler bunu (eğitimi) eğitilenlerin rızası olmadan yaparlar çünkü bunun onların iyiliği için olduğunu düşünürler. Başka bir deyişle eğitim öğrenmenin zora ve tacize dayanan bir biçimidir; diğer yandan eğer o kişi bunu istemezse, ona bir şey öğretmenin imkanı da yoktur. Bu yüzdendir ki eğitim hiçbir işe yaramamaktadır, hiçbir zamanda işe yaramamıştır. İnsanlar daima bir şeyler öğrenmektedirler, ancak 'eğitim' bu sürece yapılan yıkıcı bir müdahale olmaktan öteye gidememiştir." (sf.105)

İşte beni benden alan cümleler bunlar. Öğrenme hayatımızın her alanında var zaten. Yaşadığımız süre boyunca hiç bitmeyen bir süreç öğrenme. Çocuk da ilgisi olduğu zaman, merak ettiği zaman, hiç olmadı ihtiyacı olduğunda öğrenmeyi gerçekleştirecek en nihayetinde.

1. Neden bu süreci hızlandırmaya, çocuğa daha fazla bilgi yüklemeye çalışıyoruz?
2. Ona gerekli ve ihtiyacı olan bilgiyi verdiğimizi nasıl anlıyoruz, nasıl emin olabiliyoruz?
3. Bilgi nedir?
4. "Doğru bilgi" var mıdır?
5. Her konuda "tek doğru" olmak zorunda mı?
6. Eğitimin "doğru" olduğuna kim/kimler karar veriyor? Yasa koyucular mı? Yorumcular mı? Bizler mi? Kimiz biz? Kimiz ki?..

Bu soruları çoğaltabiliriz.

Reggio Emilia felsefesi bu sorulara cevap verme noktasında yüreğime su serpiyor. Çünkü Reggio Emilia pedagojisi çocukların kendi bilgilerini kendilerinin yapılandırdığı gerçekliğine dayanıyor. Reggio'da bunu çocuklar Reggio Projeleriyle yapıyorlar; kendi meraklarını, uygulama yoluyla kendileri keşfettikleri bilgilerle gideriyorlar. Hipotezler kuruyorlar ve deneyerek öğreniyorlar. Tüm proje süreci boyunca, oyun oynarken bilimsel, sosyal, kültürel ve sanatsal ürünler ortaya çıkarıyorlar. Bilgi, değer, sorunlara çözüm vs. üretmeyi öğreniyorlar. Yani hem öğrenmeyi hem de üretmeyi öğreniyorlar.

Ve Reggio Emilia yaklaşımında bunların hepsini, çocuklara bir şey öğretme kaygısı olmadan, "Müfredatsız" gerçekleştiriyorlar, çocukların ilgisiyle gelişen ve değişebilen bir programla.

Tam bu aşamada "evokulu" ve "okulsuz eğitim" felsefelerini ayırma ihtiyacı hissettim o gün.

Evokulunda çocuklar okulda öğrenecekleri bilgiyi kendi evlerinde rahat bir ortamda, yine zorlama olmadan ancak belli bir müfredat takip edilerek, zevkle ebeveynlerinden öğrenebilirken,

Okulsuzda çocuklar müfredatsız, "öğrenme kaygısı" olmadan, kendi merak ve ihtiyaçları doğrultusunda bilgilerini kendileri yapılandırmayı, yani aslında öğrenebilmeyi öğreniyorlar. Tıpkı Reggio'da olduğu gibi, yalnızca okula gitmeden.
Reggio'da aile işbirliğiyle, öğretmenler rehberliğinde projelerle eğitim süreci devam ediyor ancak okulsuzda konu direkt ailenin ellerinde, çocuğun araştırıp keşfetmesinde çocuğa Reggio öğretmenleri yerine aile destek oluyor.
Reggio'da da okulsuzda da geziler çocukların hayatı yaşayarak ve sosyalleşerek öğrenmesi için müthiş ve vazgeçilemez bir yol. (Bu konuyu yazının devamında açacağım.)

Ev okulunda da okulsuzda da çocuk okulda 4 duvar arasında o anda dikte edilen bilgiyi almak ve "her gün aynı insanları görerek sosyalleşmek" zorunda kalmadığı için iki türlü eğitim de şimdiki okuldan çok daha iyi.

Ben anne olsam benim tercihim, çocukların hazır bilgi alamadıkları için öğrenmeyi öğrenebilecekleri ve Reggio Projeleriyle üretme keyfini de yaşayabilecekleri, gezilerle sosyalleşebilecekleri bir Okulsuz Eğitim yapmak olurdu.
Anneler de öncelikle kendilerine ve çocuklarına uygun felsefeye ve yönteme karar vererek okulsuzluğa devam etmeliler.

Tüm bunları düşünürken, şimdiye kadarki tecrübelerimden de yola çıkarak eğitime dair, "Neden Okulsuz? Neden Reggio?" sorusuna da cevap niteliğinde iki iddia geliştirdim;

1. İddiam:

Öncelikle çocuklarla (akşamları) okuduğunuz kitapları düşünmenizi istiyorum. Bazı kitapları çocuklarınızın daha sık okuttuğunu fark etmişsinizdir. Buna rağmen çocuklarınızın o hikayeyi tam olarak anladığını söyleyebilir misiniz? Buna nasıl emin olabiliriz?
Hikayede geçen bir kavramın anlamını sorduğunuzda çocuğunuzdan "Bilmiyorum" cevabı almanız çok olası iken, hatta genişletelim, aynı dili konuşan iki yetişkinin bile konuştuklarını tam olarak birbirlerinin aynı anlama olasılıkları sıfır iken ve ben nasıl anlaştığımızı yıllardır merak edip şaşkınlıkla üniversite hocalarıma da sormuş bir insan olarak...

Çocukların söylediklerimizi tam olarak anladıklarını düşünmüyorum. Çünkü zaten kelime hazneleri henüz çok düşük. Yani dikte yoluyla ne vermeye çalışırsak çalışalım, çocuklar yalnızca o andaki kendi kapasitesine göre alacak, ilgi ve merakı olsa dahi!

Bu nedenle de tatmin olmazlar verilen bilgiden! Ve bilgi vermemeliyiz!

Çocukların söylediklerimizi anladığını düşünelim şimdi bir de. Sonuç fark edecek mi bir bakalım.
Hayır, fikrim yine değişmedi, çocuklar anlasalar da verdiğimiz bilgiden tatmin olmayacaktır. Çünkü sorgulama ihtiyaçları var. Çatışmacı çocuk açıkça kendi fikrini söylerken daha uyumlu olan sessizce direnecektir içinden ve bazen cevap alsalar da aynı soruyu tekrar tekrar sormaya devam edeceklerdir. Neden soruyor olabilirler? Çeşitli nedenle cevaptan, yani verdiğimiz bilgiden tatmin olmadıkları için.

Yani bilgi vermek istesek çocuklara;
- Anlamama ihtimalleri var.
- Bizim doğrumuzu kabul etmeme ihtimalleri var.

Bence tek doğru olmadığından, kabul etmek zorunda da değiller. Neden kabul etsinler ki? Biz onlardan yaşça daha büyük ve güçlüyüz diye mi?..

Peki ne yapabiliriz çocuklar bizden bir konu hakkında bilgi istediklerinde? 

Elbette ki konu uygulanabilecekse kendisinin deneyimleyerek öğrenmesini sağlayabiliriz ve sorusuna soruyla cevap verebiliriz.

Her durumda öğrenme -zarar verecek bir şey olmadığı sürece- bilgi verilmeden devam etmeli, vereceğimiz cevaplar ise şunlar olabilir;

- Sence? Sence ne olabilir? Sence neden? Sence nasıl?

Ne zaman ki kendisine fırsat verilir;
* Kendi bilgisini yapılandırdığı için tatmin duygusu da beraberinde gelir.
* Kendi cevabının da önemli olduğunu gördüğü için hipotez ve bilgi üretmeye hevesli olabilir.
* Dinlenildiğini gördüğü için öz güveni yükselir ve sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilir.


Bilgisi yok ve bilgiye ulaşmak istiyorsa ne yapabiliriz?

- Bilgiyi edinmende sana nasıl yardımcı olabilirim? Neye ihtiyacın var?

- Bir kitaba mı ihtiyacın var? Nasıl bir kitaba?
- Kim bilebilir? Neleri bilmesini istiyorsun?
- Nerede olabilir bilgi? O insanı nerede bulabiliriz?
- Beraber araştıralım mı? (yukarıdaki soruları da araştırabiliriz)


Bilgiyi kesinlikle vermeme konusu öyle bir şey ki,
Bir fikri var ve bu da size göre doğru dahi ise, "Doğru aynen öyle" demek yerine aklını karıştırmaktan bahsediyorum, Reggio'da olan bir örnekle açıklayayım;

4-5 yaş arası iki çocuk önlerindeki cevizleri eşit bir şekilde ikiye bölmek ister. Bunun için sınıflarında bulunan teraziyi kullanırlar. Terazi ne zaman dengelenir, çocuklar mutlu ve gururlu bir şekilde öğretmenlerine,
- Biz cevizleri eşit olarak ikiye böldük :)
Öğretmen ne der dersiniz?
- Hmm, peki sayı olarak da iki taraf eşit mi?

Çocuklar bu cevabı beklemiyorlardır ve önce şaşırırlar, hatta moralleri bozulur. Sonra tek tek cevizleri saymaya koyulurlar.

"Cevizleri ikiye bölmenin kaç farklı yolu olabilir ki?" diye düşünür müyüz günlük hayatımızda?

İşte düşünmeli, düşündürmeli, çünkü "tek doğru" yok...


Bu yazı çok şanslı ki, tam da yazının burasını yazarken "Öğrenmek için Özgürlük" (Free to Learn) kitabının yazarı psikolog Peter Gray'in geçtiğimiz ayki yazısının giriş kısmını okudum,

"Erken Akademik Eğitim Entelektüel Gelişimi Nasıl Geriletir?"

Gray bir önceki yazısında, araştırmalara göre erken akademik eğitimin ne kadar zararlı olduğunu yazdığından bahsetmiş. Bu yazıda ise gerekçelerini açıklıyor. Diyor ki;

Akademik beceriler, yani alfabeyi öğrenme, okuma-yazma, toplama-çıkarma-çarpma-bölme vs. (bizim müfredata göre çocukların ilk 4 yılda öğrendiği bilgiler yani) çocukları ispat, ezber ve tekrar yaparak bulunması gereken tek doğru sonucu bulmaya yöneltiyor.
Entelektüel beceriler ise, tam aksine, dünyayı anlamlandırabilmek için çocukları sorgulamaya, hipotezler üretmeye, araştırmaya, keşfetmeye motive ediyor.

"Her çocuk, doğal olarak entelektüeldir, meraklıdır ve anlam yapılandıracak kapasitede doğmuştur. Sürekli olarak fiziksel ve sosyal çevresini anlamaya çalışır. Her çocuk bu yeteneğini kendine göre gözlem yaparak, keşfederek, oynayarak ve sorgulayarak geliştirir. Çocuklara bu becerileri öğretmek başarısız olur çünkü her çocuk bunları kendi deneyimleriyle geliştirmeli. Ancak yetişkinler bu gelişimi kendi oluşturdukları çevre ile etkilerler. Okuryazar ve sayılarla dolu bir dünyada örneğin, kendilerine kitap okunan ve kendileri kitap okuyan yetişkinleri gören, numaralarla oyunlar oynayan, ölçmenin neden yapıldığını görerek kavrayan çocuklar, okumanın ve sayıları kullanmanın temel anlam ve nedenlerini kendileri öğreneceklerdir." (Bilgiyi kendileri yapılandırarak)

Yazının devamında çocuklara akademik bilgiyi vermenin zaman kaybı ve çoğunlukla da zararlı olduğunu, entelektüel açıdan gelişimini tamamlamamış ve neden o bilginin önemli olduğunu da sorgulamadan almak durumunda kalan çocukların akademik bilgiyi de özümseyemeyeceğini, bilginin sığ kalacağını söylüyor Gray. Ve herhangi bir arada, yaz tatili diyor mesela, akademik becerinin de hemen unutulacağını iddia ediyor ki haksız da değil. Bu durum her yaştan insan için geçerli aslında. Beyinlerimiz nedenini anladığımız ve anlamlandırdığımız bilgiyi tutmak üzere dizayn edilmiş diyor ve aslında merak edilmeyen ve ihtiyaç olmayan bilgiyi edinmemizin neden imkansız olduğunu açıklamış oluyor.

Sonuç olarak, entelektüel açıdan gelişimini tamamlamamış, sorgulamayan ve nedenini anlamaya çalışmayan, merak etmeyen çocuklara akademik bilgi vermek anlamsız ve hatta "zarar verici"!


2. İddiam:

Entelektüel açıdan gelişmiş çocuğa :) akademik bilgi verilecek ise,

İlk 4 yıllık müfredat okuma-yazma ve matematik üzerine kurulu.

Ve iddia ediyorum ki, çocuklar bunları haftada bir bile gitseler pazar-market alışverişlerinde öğrenebilirler. Daha kısa bir sürede üstelik! Ve oyunlarla...

Ve alan ayrımı yapmak zorunda kalmadan; okuma-yazma, matematik ve hatta fizik(yerçekiminden başlayıp..), kimya(bozulmuş meyveler..), biyoloji(tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan?) derslerini bile işin içine katabilme imkanı ile birlikte... (Bknz. Reggio projeleri)

- Malzeme listesi hazırlama, belli bir yemek için ;) gurme olacak çocuk
- Gerekli malzemelerin fiyatlarını not alıp evdeki listeye yardımcı olma
- "Kim daha çabuk listemizdeki malzemeleri alıp kasadan geçirecek?" oyunu
- "Listedeki malzemeleri 10 TL'yi geçmeyecek şekilde alma" oyunu
- "Hangisi daha uygun fiyatlı?" oyunu "10 kg. un şu kadarsa 1 kg'su ne kadar?"
- 0,99'lu sayılar da nesi ???
...
Yanındaki insanlardan yardım alması ve sosyalleşmesi de cabası.

O 4 yıl boyunca çocukların yalnızca kendilerine verilen akademik bilgiyi öğrenmek zorunda bırakılmaları büyük haksızlık. Oysa ki Reggio'da da okulsuzda da çocuklar hayatı her an yaşayıp yine her an ve her yerde öğrenme süreçleri devam ettiği için çok daha fazla "kalıcı bilgi" yapılandırabiliyorlar.



Şimdi bir toparlayayım;

Okulsuz Eğitimi nasıl yapabiliriz?

1. Bilgi için Yöntem

En çok sorulan sorulardan biri olmaya başladı. "Nasıl okulsuz yapabilirim?"

Ve hatta; "Evde eğitim verecek vasıflara sahip değilim!?"

İkinci soru çocuğa bilgi vermemiz gerektiği düşünüldüğü için soruluyor sanırım. Oysa ki,

Bence çocuğun öğrenmeyi öğrenmesi yeterli. Gerisini kendisi getirecektir. Okulsuzda da Reggio'da da bilgi vermediğimizde, kendi merakları ve bilgiye erişme istekleriyle keşfettiklerinde çocuklar öğrenmeyi öğreniyorlar zaten.

Okulsuz için bir yöntem belirlemek gerektiğini düşünmemekle beraber çocuğum olsaydı ben Reggio Projelerini yöntem olarak alırdım çocuğun ilgi alanlarının ortaya çıkması ve kendini entelektüel ve akademik olarak daha iyi geliştirmesine destek olabilmek için. Annelere de bu nedenle tanıttım Reggio'yu ve anlattım Reggio projelerini nasıl yapabileceklerini. Bu yazı da Reggio ilhamlıdır.

* Çocuk odaklı ve çocuk yapılandırmacı, müfredatsız öğrenme
* Çocukla beraber, onun ilgi alanı ve merakıyla planlar, araştırmalar ve projeler
* Dokümantasyon, bilginin açıkça ebeveynlerce görülmesi, öğrenme sürecinde projelere ve araştırmalara katkı sağlaması ve çocuğun ürettiklerine değer verildiğini görmesi için önemli.

Bence çocuğa destek olurken yapılacak 3 temel şey var;
- Bilgi vermeden, merakını kışkırtarak onu bilgiyi aramaya yönlendirmek.
- Bilgiyi bulması için ona ortam hazırlayarak destek olmak.
- Sosyalleşmesi ve farklılıkları da tanıyıp öğrenmesi için yakın-uzak, sıcak-soğuk demeden, şehir içi-şehirler arası gezmek.

"Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?" Okulsuz çocuklar ikisini de yapacağına göre en çok onlar mı bilir? :)

2. Sosyalleşme için Geziler:

- Kütüphaneler, okulsuzlar için en önemli yerler, kitaplar okulsuz çocukların en önemli arkadaşları belki de.

- Müzeler, sanatsal ve estetik bakışlarını geliştirebilir, sanata ilgilerini artırabilirler. Bu neden mi önemli? Kalem tutmadan çizme ve yazma yeteneğini geliştirmeye, görsel arka plan isteyen mesleklere giriş niteliği taşımaya kadar pek çok önemi var.

- Tarihi mekan gezileri, hiçbir bilgi almasalar dahi çocukların kendi tarihi dokularına alışkın olmalarının ve tarihe ilgileri olup da öğrenirken, büyük yapıları görmüş ve içinde bulunmuş olmalarının dahi avantajı olacaktır.

- Tiyatro oyunu izlemeye gidebilir, hatta belki tiyatro kursuna katılabilirler. Oyun, hayatın ta kendisi değil mi? Ve çocuklar da oyun oynayarak öğrenmiyorlar mı?..

- Atölyeler ilgi alanlarına göre seçildiğinde bilgiyi yapılandırabilecekleri iyi yerler olabilirler. Okulsuz eğitim anneleri de birleşerek çocuklar için atölyeler düzenleyebilirler, ki makalede önerildiği üzere bizim anneler de buna niyetliler.

Üniversiteler, akademisyenlerle ve üni. öğrencileriyle tanışıp sohbetler edebilirler, merak ettikleri soruları sorabilirler, projelerine göre derslere bile girebilirler, destek alabilirler.

- İş yeri gezileri, işi uzmanından ve yerinde öğrenmesi için, kendi ailesinden insanların iş yerlerine gidip nasıl bir işte ve nasıl bir ortamda çalıştıklarını gözlemleyebilirler, çalışma hayatındaki insanlarla empati yapabilirler, çalışmayı öğrenebilirler, projelerine destek alabilirler.

- Fabrikalar, küçük iş yerlerinin yanında daha büyük bir dünya, büyük makineler, hem fiziksel hem sosyal dünyayı anlamak için iyi bir ortam, çünkü bu hızlı dünya, fabrikada o hızlı hareket eden makinelerle ortaya çıktı.

- Doğa çocuğun her alanda merak ettiği bilgiyi tek bir yerde bulabileceği, sayısız oyunlar üretip öğrenme sürecini kendi başına bile yapmak isteyebileceği belki de tek yer. Fabrika maddesi sonrası gelmesi tesadüf değil, fabrika gibi işleyen, hatta belki biraz da soğuk, betonlarla dolu şehirden çıkıp bir ferahlama alanı aynı zamanda doğa.

- Çiftlik bulup gidebilirseniz ne ala!

- Pazar yeri, hani bildiğimiz semt pazarları. Entelektüel ve akademik bilginin mıknatıs gibi gelip çocuğu bulabileceği, doğadan sonraki en geniş laboratuar. Bir de köy pazarıysa, meyve-sebzeleri nasıl ekip biçtiklerini, hasadını yaptıklarını da çocuklara anlatmaya isteklilerse kenara geçip sohbetlerini dinlemek nasıl güzel olur.

- Sokak kültürü olan bir ülkeyiz, büyük şehirlerde gittikçe sokağa çıkmak zor olsa da, hiçbir yere gidilmese bile sokağa çıkılabilir. Sokak oyunları oynarken hem sosyal hem akademik açıdan ne kadar geliştiğimizi bir hatırlasak, aşağı inip çocuklarla beraber oyunlar oynamaya tekrar başlayabiliriz. :)

- Aile gezmeleri diyeceğim ama okulsuzu kabul etmeyen Türkiye için ne kadar doğru olur bilemiyorum şu anda.

Küçük yerde oturan bir anne yazının yayımlanmasından sonra yukarıdakilerin çoğuna gidemeyeceğini söyleyerek üzüntüsünü belirtti. Büyükşehirde yaşadığım için ona göre bir liste çıkarmışım, onun için de biraz düşündüm ve aşağıdaki fikirleri de buraya eklemek istedim. Küçük yerlerin şartlarını fazla bilmediğim için gezilecek yerlere siz de destek olabilirsiniz.

- Kamp gezileri, aileyle beraber doğa içinde birkaç gün, hayatımız boyunca işimize yarayacak bilgileri yapılandırma/öğrenme için müthiş bir deneyim olacaktır.

- İmece grupları, benim aklıma ilk olarak kışlık domates, hamur, tarhana, turşu gibi yiyecekleri hazırlarken birbirine yardımcı olan gruplar geliyor, çocukların hayat bilgisini yapılandırabileceği, aynı zamanda grubun bilgi ve tecrübesinden de yararlanabileceği harika bir ortam.

- Köyler hem gezmeye, hem de mümkünse kalmaya ihtiyacımız olan yerler aslında, Anadolu insanını tanımak ve doyumsuzluğumuzun farkına varmak için en çok da. Soframıza gelen besinlerin ne şartlarda ve nasıl üretildiğini, üretici köylünün nasıl zorluklar çektiğini ve o hayatın ne kadar değerli olduğunu görmeli ve/veya hatırlamalıyız.

Bir de proje konusu çıktı bu düşüncelerden, sütün kimyasının değişerek nelere dönüşebileceğini bir Reggio projesiyle işlemek mümkün. Nasıl mı?
Sütün nasıl oluştuğuyla ve kaynağının nereden geldiğini görerek başlayabilir çocuklar, sağılan sütü izleyip hatta belki sütü sağıp bir hafta yoğurt, bir hafta peynir, bir hafta sütlaç yaparak kimya derslerini ve yaşının dolmasını beklemeden kimyaya giriş yapabilirsiniz. "Bu süt nasıl bu kadar değişik şeylere dönüşebiliyor?"


3. Yabancı dil için turistlerin bol olduğu yerlere (Sultanahmet'e) gidip turistlerle konuşmasını sağlayabiliriz. Üstelik turistlere yardımcı olmak yardımseverlik başta olmak üzere farklı duygular geliştirmesine yardımcı olabilir.


Not: Görsel Zeytinburnu Belediyesi sitesinden alınmış olup Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesine aittir.

14 Temmuz 2015 Salı

Okulsuz Eğitim Anneleri Facebook Grubunda Paylaşılan Linkler


Alternatif Eğitim üzerine Fb grubunda annelerin üzerine düşündüğü ve sohbet ettiği linkleri bu yazıda topluyorum. Aynı linkleri Facebook'ta şu fotoğraf altında yorumlarda da toplamaktayım.

Yeni linkler paylaşıldıkça listeye ekleyeceğim.



1.    Yazının ilk bölümü de var, bir annenin çocuğu için okul bulma çabaları....
http://m.hthayat.com/yazarlar/esra-sert/1028769-lider-ozguveni-yuksek-cocuk-yetistiren-okul-istemiyoruz-2

2.    Harika bir mimari... Tr altyazı olmasa da fotoğraflar çok şey anlatıyor. (56. Maddede Türkçe kaynağı da var)
http://www.ted.com/talks/takaharu_tezuka_the_best_kindergarten_you_ve_ever_seen

3.    Ne yazıydı ama... Demek ki meczuplardan biri de benim :))
http://ilimcephesi.com/mecburi-ogretime-kim-mecbur/

4.    Okula hiç gitmeden neler neler olabiliyor insan...
http://dunyalilar.org/nicin-okula-gitmedim.html

5.    Yalınayaklar Hareketi

6.    Okulsuz Eğitim

7.    Ken Robinson diyor ki: Okullar Yaratıcılığı Öldürüyor
http://www.ted.com/talks/ken_robinson_says_schools_kill_creativity?language=tr

9.    Ken Robinson: Eğitimin ölüm vadisinden nasıl kurtulunur
http://www.ted.com/talks/ken_robinson_how_to_escape_education_s_death_valley?language=tr

10. Doktor bir anne 5 çocuğuna neden Okulsuz Eğitim verdiğini 18 maddede açıklamış, İngilizce bilenler için ayrıntılı yazı linkte, Çeviri: Zekiye Baykul.
1) okula ulaşmak için serviste/arabada ve de sonra dönünce ödevler için evde hergün harcadığımız vakitten daha kısa sürüyor okulsuz eğitim.
2) özel okula gönderemiyoruz.
3) çocuklar evde akademik olarak daha fazla gelişim gösteriyorlar
4) evde eğitim zor değil ve hatta eğlenceli
5) çocuklar okula gitmeden de spor, sanat vs. kamu hizmetlerinden yararlanabiliyorlar
6) evde eğitime geçtiğimizden beri annelikten çok daha keyif alıyorum. önceden kendimi sadece bir okul servisi, ev ödev kontrolörü, aşçı ve denetçi gibi görüyordum.
7) ailecek her gün güzel vakitleri beraber geçirme imkanına kavuştuk.
8) çocuklara artık daha az bağırıyoruz. sevgiye dayalı bir otoritemiz oluştu.
9) çocuklarımız yaratıcı oyun ve ilgilendikleri alanlar için daha fazla zamana sahipler artık.
10) gün içerisinde davranış eğitimi ve ahlak kuralları eğitimi için bol bol vaktimiz var.
11) kötü alışkanlıklardan çok çabuk kurtulduk.
12) Esnek bir zaman planlamasına kavuştuk.
13) küçük çocuklar büyük çocuklardan öğreniyorlar. bu büyük bir verim sağlıyor.
14) daha az para harcıyoruz. özel okula göndermek, servis parası vermek ya da bir bakıcı tutmak zorunda değiliz.
15) çocuklarımıza günlük yaşam becerilerini aktarabiliyoruz.
16) akran baskısının yerine çocuklarımız daha sağlıklı sosyalleşebiliyor. video oyunları, abur cuburlar gibi okulun kötü etkilerinden de korunuyoruz
17) biryerlere yetişmek için acele etmek zorunda değiliz. hem çocuklar yeteri kadar uykularını alıyorlar. hem de gün içerisinde yapacaklarımızı birlikte planladığımız harika zamanlara dönüştü kahvaltılarımız!
18) çocuklarımıza kendi değerlerimizi aktarabiliyor, bu noktada istediğimiz konuyu daha fazla işleyebiliyoruz.

11. Evde eğitim alan çocukların okulsuz eğitimi sevmelerinin 50 nedeni, İngilizce bilenler için ayrıntılı yazı linkte; Çeviri: Zekiye Baykul & Zuhal Ssvd
1)Daha iyi uyuyabilmek
2)Pijamalarla ders çalışabilmek
3)Güvenli bir ortam
4)İlgi duyduğu konular üzerine eğilmek için gerekli vakit
5)Daha iyi yemekler
6)Harika geziler
7)Öğretmenin gözde öğrencisi uygulamasının olmaması
8)Sınıfa kapalı kalma zorunluluğu olmaması
9)Tuvalete gidebilme özgürlüğü, çalışırken müzik dinleyebilme, dilediğinde ara verebilme özgürlüğü
10)Eğitimlerine dair seçeneklerinin olduğunu bilmek, müfredat üzerinde söz sahibi olmak, ilgi duyduğu alanları eğitime dahil edebilmek
11)Kendi ritimlerinde ve seviyelerine göre bir çalışma temposu
12)Matematik çalışırken sıcak çikolata içebilmek
13)Prenses kıyafetleriyle, istediği kostümle ders çalışabilmek
14)Akran baskısı olmaması
15)Ders çalışırken evcil hayvanını yanına alabilmek
16)Müze vs alanlara haftaiçi kalabalık olmadan gidebilmek
17)Aileyle birlikte sesli kitap okumak
18)Birebir eğitim alabilmek
19. esnek saatler
20.istenirse arkadaşlarla bir araya gelip ders yapabilmek
21.ev ödevi yook
22.harika kitaplar okuyabilmek
23.ibadetini yapabilmek, dini kitabını okuyabilmek, Yaratıcı hakkında konuşabilmek
24.kendi kabiliyetine yönelebilmek, kendi istediğini düşünmek, tartışmak, keşfetmek, ezbere zorlanmamak
25.öğrenmeyi sevdiği için öğrenmek
26.aile ile zaman geçirebilmek
27.üniforma giymek zorunda olmamak
28.dünyayı farklı bir perspektiften görebilmek
29.vardiyalı çalışan anne-baba ile zaman geçirebilmek
30.sezon dışı tatil yapabilmek
31.güneş doğmadan otobüsü yakalamak zorunda olmamak
32.fazla yüklenmeden çalışabilmek
33.denizin güzel dalgalı gününü kaçırmadan sörf yapabilmek
34.akran baskısı, popüler olma arzusu, etiketlenme kaygısı olmadan yaşamak
35.teneffüslerin video oyunu veya tv izleme arası olarak değerlendirilebilmesi
36.stressiz sabahlar
37.ilgilerin öğrenmeyle birleştirilebilmesi
38.dil, konuşma hususunda okula giden çocuklardan eksik olmamak
39.daha geç yatabilmek
40.ihtiyaç duyduğunda akademik yardım alabilmek (çev soru:bizde nasıl olurdu bu acaba?)
41.sırada oturabilmek için ilaç içmek zorunda kalmamak (bunu adhd'li bir çocuk söylemiş)
42.evin her yerini kreatif amaçla kullanabilmek
43.kardeşlerle yakın ilişki kurabilmek
44.Being able to work with fewer distractions./dikkatin daha az dağılması
45.matematik toplama, çıkarma, çarpma bölme yaparken sevilen atıştırmalıkları kullanabilmek ve dersin sonunda onları yiyebilmek
46.sıklıkla hasta olmamak
47.9 ay boyunca değil daha az aralıklarla öğretmen görmek
48.evokullu gençlerin kendi ders planlarını yaparken zaman yönetimini de severek öğrenmesi
49.öğle yemeğini rahatça yiyebilme zamanına sahip olabilmek
50.doğum gününde kendine tatil verebilmek
12.    Evde eğitim mümkün mü? Avantajları-dezavantajları
http://www.ikincidort.com/evde-egitim-mumkun-mu/

13.    Biraz müzik :))
"We don't need no education!"
"Eğitime ihtiyacımız yok!"

14.    7 Yaşındaki Bir Öğrenci Soruyor: Büyükler İçin Önemli Olan Tek Şey Bunlar Mı?
15.    Okulsuz okula örnek, okulsuz üniversite...
16.    "FARKLI BİR ŞEY YAPMAK: OKULA GİTMEDEN BÜYÜMEK"
“Düşünün ki sö­zünü ettiğiniz ve hayalini kurduğunuz devrimi gerçekleştirdiniz. Siz, kişisel olarak, o toplumda nasıl yaşardınız? Gelin öyle yaşamaya şimdi başlayın! O zaman ne yapacaksanız, gelin şimdi yapın. O şe­kilde yaşamanıza izin vermeyecek engellerle, insanlarla veya olay­larla karşılaştığınızda, onların üzerinden, etrafından veya altından nasıl geçeceğinizi veya yolunuzun üzerinden nasıl atacağınızı düşün­meye başlayın…”

17.    Finlandiya Eğitim Sistemi

18.    Finlandiya ve Türkiye eğitim sistemleri arasındaki farklar

19.    Türkiye'nin eğitim sıralamasında yeri (Matematik - Fen - Okuma becerisi) (Pisa raporu)
https://www.facebook.com/photo.php?fbid=10152817166892285&set=p.10152817166892285&type=1&theater
20.    Zulmün "-e" hali
"Gözlerim "e"den başka bir şey görmüyor."

21.    Evde öğrenim gören meşhurlar

22.    "Öğrenciler bütün gün oturuyorlar ve oturmak aşırı yorucu."

23.    John Holt; yazdığı-çizdiği her şey...


26.    Sınıf ortamı nasıl olmalı?

27.    Fark Yaratan Öğretmenler: Kiran Bir Sethi - Hindistan
http://www.egitimpedia.com/egitim-2/fark-yaratan-ogretmenler-kiran-bir-sethi-hindistan

28.    "Eğitim sisteminin sürekli değişmesi normaldir aslında. Eğitim dinamik olmak zorundadır; çağ çok çabuk değişiyor, ihtiyaçlar sürekli gelişiyor. Ama iki sorun var: Yeni müfredata hazırlıksız yakalanan, kendilerini yenilemeyen öğretmenler ve değişimlerin çoğunlukla olumlu ve çağa uyumlu olmaması.
Bu kadar çok ve farklı gence aynı müfredatı, aynı eğitim sistemini, aynı kalıptan çıkmış öğretmenleri, aynı kitapları sunmak ancak bir faciaya yol açabilir. Eskiden sadece belli bir kesimin çocukları okula gidiyordu. O zaman eğitim sisteminin tek elden idaresi büyük sorun teşkil etmiyordu. Bugün öğrenci sayısı 30 milyon! Bu kadar büyük bir kitleye merkezî bir eğitim sistemi sunmak yanlış."

29.    Okulsuz ücretsiz dersler için, sitelerden biri;

30.    İsviçre'deki "Yaşam Okulu" (Orman okulları);

31.    "Araştırmalara göre çocuklara kitap okumak onları kendi başlarına daha fazla kitap okumaya hazırlıyor."


33.    Arada sözü açılır grupta, "Bir yaylaya, köye vs mi gitsek, orman okulları gibi YAŞASAK?"
"Kuramsal olarak, çocuklarımız geri dönüşüm kutularına attıklarıyla gezegenimizin kurtulmasına yardım edebileceklerini öğreniyorlar. Ve çevreci adaylara oy veren ve enerjiyi verimli kullanan otomobiller satın alan sorumlu yeryüzü bekçileri olacaklar. Yoksa öyle olmayacak mı?
Evlatlarımızın dünyanın sorunlarının bilincine varıp onlar için sorumluluk almalarını isterken onları KÖKLERİNDEN AYIRIYORUZ. Doğayla doğrudan temasın yokluğunda çocuklar doğayı sevinçle ve hayranlık duygusuyla değil de korkuyla ve kıyametle özdeşleşen gözle görmeye başlıyorlar."


34.    Peki ya "Çocuk Hakları"?

35.    Çocuklara Çevre hazırlayıp fırsatlar versek neler çıkıyor ortaya...

36.    Sıkı can iyidir, yaratıcılığı artırır :)

37.    “Çocuklara ‘Neyi’ Düşünmeleri Gerektiği Yerine ‘Nasıl’ Düşünebileceklerini Öğretmek”
http://themindunleashed.org/2015/01/teaching-children-think-instead-think.html

39.    Ödevler, sınavlar, çocuklardan beklenen seviye üstü davranışlar…
http://www.egitimpedia.com/turkiye-2/bilgin-gavaza-sorduk-egitimde-yilin-en-onemli-3-olayi

40.    Konuk Yazar – Beyhan İslam: Samir’e Okul Seçmek
41.    Okullar Çocukların Okuma Sevgisini Nasıl Öldürüyor?

42.    Okulsuz Eğitim (Unschooling) İçin Başlangıç Kılavuzu http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2013/04/ceviri-okulsuz-egitim-unschooling-icin.html

43.    Neden Çocuklarım Hiçbir Zaman Sosyalleşemeyecekler? http://sormabulmadunyasi.blogspot.com/2013/04/ceviri-neden-cocuklarm-hicbir-zaman_4.html

45.    Konuk Yazar: Özgür Bolat – Yetişkinlere Yapmadığımızı Çocuklara Neden Yapıyoruz?

46.    TED Konuşmaları – Çocuklara Kodlamayı Öğretelim
47.    TED Konuşmaları – Çocukları Girişimci Olmak Üzere Eğitelim!
50.    "Eğitimde aileler inisiyatifi ele alıyor"
http://www.egitimpedia.com/turkiye-2/egitimde-aileler-inisiyatifi-ele-aliyor

51.    "Alternatif bir eğitim modeli olarak ev okulu"
http://www.ebuline.com/pdfs/18Sayi/EBU18_5.pdf

52.    "Özgür Okullar ve Özgürlük Okulu"
http://deli-anne.com/?p=16033

55.    "Kuralsız Okul"
56.    "Böyle Anaokulu Yok" Madde 2'deki okul için Türkçe yazı.
57.    "Geridönüşüm Orkestrası"
58.    "Normal" çocuklara üzülmek bir moda mı?

59.    Okulsuzlukta çok çocuk makbul diyoruz. Ancak bu aile biraz abartmış. 38 yaşındaki anne 9. çocuklarının müjdesini veriyor ve çocukların hepsi erkek. Bir anne başarırsa, diğer anneler cesaret alır!

60.    Evdeki çocuklar böyle sorunlara da sebep olabilir elbet :)

61.    Okulsuzluğun avantajlarından sadece biri; <3 İSTEDİĞİN AN, İSTEDİĞİN YERDE <3

62.    "Bir Polonya klasiği, Uçan Üniversite"
"Polonyalılar, düşmanla savaş meydanlarında karşılaştı. Ülke topraklarının üzerinde defalarca kanlı ayaklanmalar yaşandı. Fakat Polonyalıların asıl istiklal mücadelesi yeraltından verilen bir bilim ve kültür savaşıydı."

63.    "*Köklü bir kültür, tek bir jenerasyonda nasıl değiştirilir/yok edilir?*
** ÇOCUKLARINI EĞİTTİKLERİ METHOD DEĞİŞTİRİLEREK!"
OKULların geçmişi ne kadar? Getirileri? Peki ya GÖTÜRÜLERİ???

"Dünyayı Okullulaştırmak" Film Fragmanı
https://vimeo.com/85978291


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...